This is my forum. You can create topics and participate in their discussion.
Create topic | To list
= Mahpusun umut hâli: Yazmak Kitapta, on altı mahpus yazarın yazma eylemini anlatışı yer alıyor. Didaktik yazan da var, duygusal yazan da, şiirsel anlatan da... 03/03/2006 GÜLER YILDIZ (E-mektup | Arşivi) Yeni bir mektup aldım cezaevinden. Tahliye olmuş bir arkadaşına ulaşamadığını yazıyor, yardımcı olmamı istiyor. Halil Güneş'in mektubunda yalnızca ısrarlı bir ulaşma duygusu yok, ilginç bir benzetme de var. F tipinin tavanını ters V harfi ile tanımlamış ve "adeta bir tabut kapağı gibi yapılmış" diyor Güneş. "İçinde iken insan kendini mezarda hissediyor!" O 'mezar'dan sesler geliyor kulaklarımıza. Kimi mektup kendi hâlinde -ki bu mektuplar birer çığlıktı artık- kimi de oturup özene bezene yazılmış edebi tadı olan yazılar şeklinde. Kendisi de bir dönemi cezaevinde geçiren Aytekin Yılmaz, içerdeki arkadaşlarının sorunlarını kendi geçmişinden bilerek, bu edebi aroması yüksek yazıları topluyor ve bir kitaba dönüştürüyor. İçerinin edebiyat hâlini çok sayıda şairden, yazardan zaten biliyorduk. Ama ürettiklerini ne tür bir fiziksel koşul ve psikolojik harbe karşın oluşturduklarını teknik olarak bilmiyorduk. Kitapçı raflarında bugünlerde boy gösteren kitabın adı Hapiste Yazmak. Kitapta, on altı mahpus yazarın yazma eylemini anlatışı yer alıyor. Didaktik yazan da var, duygusal yalan da... Şiirsel anlatan da var içeriyi, ağlatırken güldürmeyi başaran da... Ben de içeriye çok mektup yazanlardandım. Kitap da yollardım, kalem de. Düş de yollardım, gerçek de. İçeride tırmanan bir öksüzlüğün varlığını duyumsar; yine de içerinin neye benzediğini bilmez, mektupların doğrularıyla bir içeri resmi çizerdim duvarlarıma. Hayata döndürülen o meşhur geceden sonra burnuma insan kokusuyla beraber yanık kitap kokuları de gelmişti. Belki de en çok buna acıdılar dedim, kalemlerinin, kitaplarının, yazılarının yangını kendi yangınlarından daha zulümdü onlara. Şeyhmus Ay, Önder Birol Bıyık, Mehmet Boğatekin, Mitat Çelik, Yalçın Hafçı, Doğan Hatun, Sibel Öz, Cafer Solgun, Özgür Soylu, Bülent Şamcı, Ercan Tanrıverdi, Mehmet Taşdemir, Diyadin Turhan, Nergiz Gün Uzun, Nusret Yıldız ve Aytekin Yılmaz. Her biri durumunu anlatmak için kendine orijinal birer tümce bulmuş, sırtını yaslamış ve ince işçiliğe soyunmuşlar o tümce üzerinde. Mahpusun lüksü Mektup yazmışlar dışarılara, üzerleri silinmiş, satır satır elenmiş olarak geri dönmüş kendilerine. Duygularını yazan kalemde sorun yok, ama kâğıt iri gözenekli bir elek olmuş, düşürmüş sözcükleri daha varmadan menzile. Özgür Soylu 'Ezop dili'yle başlamış yazmaya. "Mahpus adamın çay ve sigaradan başka ne lüksü var? Yazılarımı göndermek için onları da kısıyorum" demiş. Kendisi içeride, öykü kişileri dışarıda olan bir yazar Soylu. Ve tek endişesi, "dışarı çıktığımda belki onlar girecek içeri..." "Eğer içeride 'kendi düşünen' bir yazarsanız kendinize iki iktidardan öte bir üçüncü alan yaratmak zorundasınız" diyor, Önder Birol Bıyık. Otoritenin tekliği değil, ikiliği de yoruyor içeridekileri. Yazmak, sanatsal düşünmek, müzikle uğraşmak, hep ulaşılması gereken menzilin önünde en büyük engel olarak görünüyor iki otoriteye de. Yalçın Hafçı ise yazma eylemini layıkıyla yerine getirebilmek için, içerideki kaçışların elzem olduğundan söz ediyor ve ekliyor: "Ancak kaçabileceğim tek yer içimdi." Belki hep tartışılagelen içeri yazılarının benzerliğini başka bir mahpus yazar özetliyor. "En önemlisi de hayatımızda aşk yoktu. Aşkın olmadığı yerde edebiyat da olmaz, şiir de..." Şeyhmus Ay, tüm duyguların anası babası olan aşkın ve aşksızlığın insanların düşünce kalıplarının tek turnusolü olduğunu anlatıyor. Eğer bir ayrım yaşanacaksa, herkesin yaşadığı aşkın diyalektiğini çözmüş olmasına bağlanmış olması zorunluydu. Ama içeride aşk da yasak! Kalemle, kâğıtla ya da daktiloyla kurulan bağın bu kadar güçlü olmasının tek gerekçesini de açıklamış oluyor böylece: 'Hapishanede eşyalarla ilişkimiz tam bir kardeşlik ilişkisidir. Cansız ve dilsiz kardeşlerimiz." Biri telafi defterleri demiş yazma eylemine, biri ölünce geride kendimizden bırakacak yegâne yadigâr demiş, yaşıyor olmayı bu dünyaya havale ederek. Bir diğeri kitap ve yazıyı birbirini büyüten, emziren iki kardeş, ana gibi görmüş. Bir başkası daha incelikli davranmış labirentin ortasında kalan üşümüş yüreğine: "Canın istediğinde çekip gitmektir kendi cehennemine. Deniz altına dalıp, her gün ağzında bir inci tanesiyle çıkmaktır." Ne çok şey öğreniyoruz içeriye dair, ne çok saklı ile buluşuyoruz... Ne yasaklandıysa içeride, tutup ona bağlanmışlar mesela. Kalem mi yasak, bütün aşklar ve dualar kaleme o hâlde. Okumak mı yasak, gözlerinde yaktıkları fenerle aydınlatmışlar yasaklı tüm sözcükleri. Kâğıt mı yok? Yoktan var etmeyi önce kâğıtla doğrulamışlar. Kardeş kılmışlar, arkadaş ve usancı olmayan bir eş hatta... İnsan dışarıda da odalarda yaşıyor. Başkalarının ördüğü duvarları yıkmak için iç dünyalarına göçmeleri çok da eski değil aslında. Belki de o nedenledir ki, içeride olup da bir süre sonra dışarı çıkanlar, içerinin çift iktidarlı yapısını daha yeğ tutuyor dışarıda umursamazca akıp giden hayata. Cevapsız yüzlerle karşılaştıklarında ise ellerinden yaşamları çalınan öte yakanın küskünleri gibi sustuklarını anlıyoruz, çözmekte ustalaştığımız o bakışlarda. İnsanı sıkmadan, içerilerine çeken ve az biraz can acıtan bir kitap. Hayata benziyor yani. Suskun kalmayı konuşur olmaya tercih ettiğiniz, dik merdivenlerle küçük 'iç'inize döndüğünüz, çiçeksiz, ağaçsız ve kuşsuz bir koridorun bitimindeki yavanlığınıza benziyor en çok da... 2005 yılında başlatılan 'Hapishane Duvarını Aşmak' adlı projenin devamı olan bu kitabın ilk kardeşleri de Metis Yayınları'ndan çıkan Hapishaneden Öyküler ve Hapishaneden Şiirler'di. Sezai Sarıoğlu ve Aytekin Yılmaz tarafından, içeriden dışarıya kaçabilen öykü ve şiirler arasında seçilenlerle oluşturuldu söz konusu kitaplar. Yabancısı olmadığımız insanların içeride ne tür yabancılaşmayla mücadele ettiklerini öğrenmemiz, kişisel duyarlılıklarını görebilmemiz için bu üç kitap da önemli bir görev yüklenmiş oluyor. Belki de en önemlisi, mahpusların ceza süreleri tamamlanıncaya kadar. İçerden gelen sesler Hapishaneden Öyküler, siyasi tutukluların 1994-2004 yılları arasında hapishanelerde yazdıkları öykülerden oluşan bir seçki. Mardin'den Edirne'ye kadar pek çok hapishaneden gönderilenler arasından seçilen on sekiz öykü, kapatılmış hayatların, bulundukları ortama ve kendilerine dair, ama aynı zamanda anıları üzerinden dışarıya dair izler taşıyor. Hapishaneden Şiirler ise, 1994-2004 yılları arasında hapishanelerde yazılan şiirlerden oluşuyor. Şairler arasında ilk kitabını yayımlamış, belli bir okura ulaşmış olanlar da var, duygu ve kavramlardan imgeye geçme sürecinde kendi sesini bulmaya çalışanlar da... Şiirler bir ortalama tutturma kaygısından ziyade özgün bir sese sahip olmaları ve ileriye dönük bir potansiyel barındırmaları dikkate alınarak seçilmiş. 'İçerden gelen seslere kulak verme' çabası olarak adlandırılabilecek olan bu seçkiler, edebiyat içinden döneminin kültürel, sosyal ve politik çerçevesini çizen bir belge aynı zamanda. HAPİSHANEDEN ÖYKÜLER Hazırlayanlar: Müge İplikçi, Aytekin Yılmaz, Metis Yayınevi, 2005, 168 sayfa, 8.5 YTL. HAPİSHANEDEN ŞİİRLER Hazırlayanlar: Sezai Sarıoğlu, Aytekin Yılmaz, Metis Yayınevi, 2005, 208 sayfa, 9.5 YTL. HAPİSTE YAZMAK Derleyen: Aytekin Yılmaz, Kanat Kitap, 2006, 216 sayfa, 13 YTL. =
In the text you can use Wiki or HTML tags.